38 kişi kendisini tutuyor, 27 arkadaşı var.
| tuttum | DReXLeR06 |
| tuttum | sakin o28 |
| tuttum | undarist |
| tuttum | patica |
| tuttum | pasha1921 |
| tuttum | zenci fare |
| tuttum | emre |
| tuttum | hanakceli |
| tuttum | pegocemix |
| tuttum | massey |
| tuttum | TURCO YY |
| tuttum | kullanmiyorum |
| tuttum | Euribia |
| tuttum | cihan tekin |
| tuttum | rock boogie |
| tuttum | squarepusher |
| tuttum | tsujurigi |
| tuttum | SemperFi |
| tuttum | aslan023 |
| tuttum | syhkazak |
| tuttum | tiyatro perisi |
| tuttum | oelsieyyu |
| tuttum | kraja |
| tuttum | seni sectim allah |
| tuttum | vivace |
| tuttum | es es |
| tuttum | dusumdeki guzel |
"her zaman sarhos olmali. her sey bunda: tek sorun bu. omuzlarinizi ezen, sizi topraga dogru çeken zaman’in korkunc agirligini duymamak için, durmamacasina sarhos olmalisiniz.
ama neyle? sarapla, siirle, ya da erdemle, nasil isterseniz. ama sarhos olun.
ve bazi bazi, bir sarayin basamaklari, bir hendegin yesil otlari üzerinde, odanizin donuk yalnizligi içinde, sarhoslugunuz azalmis ya da büsbütün geçmis bir durumda uyanirsaniz, sorun, yele, dalgaya, yildiza, kuşa, saate sorun, her kaçan seye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her seye sorun, "saat kaç" deyin; yel, dalga, yildiz, kus, saat hemen verecektir karsiligini: "sarhos olma saatidir. zamanin inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhos olun durmamacasina! sarapla, siirle, ya da erdemle, nasil isterseniz..
kanat bir eroin bağımlısı değil, yani yalnızca eroin bağımlısı değil, altkültür edebiyatının eşine az rastlanır bir elemanı. ölmeyi tercih etmesi ne acı. bu kadar içine aldığı, kanında gezdirdiği eroinle, kendi yaşamıyla, hepimizin o çok lüks, çok komik acılarıyla nasıl da dalga geçiyor. kanat çoğumuzu esir alan, (sözümona karşı çıktığımız) değerlerin hiçbirine boyun eğmedi. koca bir hayatın ve hepimizin kıçına tekmeyi attı ve gitti. helal olsun. eminim ki orda da jim morrison'ın,kurt cobain'in, janis jpolin'in filan kafasını karıştırmakla meşguldür:-)))
kanat güner!!.....
kısaca şöyle diyebilirim: bu sonuç, benim için uygun görülen beyaz gömlekli, paralı, çoluklu çocuklu senaryodan daha çekiciydi. en azından bu senaryoyu ben yazdım, ben oynadım. başkalarının senaryolarında figüran olmadım. is-te-di-ği-mi yaptım. sürünün dümen suyunda şekillenmeyen kişisel istenç hangi yönde olursa olsun hakiki bir şeydir. şu anda bir zavallıyım ama kendini bir şey zanneden, aslında koyuna dönüşmüş, aciz bir doktor olmadığım için de memnunum.
sizin hâlâ yanına bile yaklaşamadığınız bir dolu duyguyu dibine kadar yaşadığım için de memnunum. aptal olmadığım için eroinman olduğumun farkındayım; sizin farkında olduğunuz şeyleri ne çok merak ediyorum, bir bilseniz!
senelerce aralarında olmak, onları çok iyi tanıyor olmak, beyaz gömleklilerin bana yaklaşmasını, yardımını imkânsızlaştırıyor, karşılıklı sinirlenip duruyorduk. benden bir sürü şey anlatmamı istiyorlar, ben anlatırken onlar kendi işlerine gelen kısmını dinleyip, gerisini duymamazlıktan geliyorlardı. muhabbetlerine çok fazla katlanamadım.
diğer hastalar, yani diğer cankiler ise o kadar tanıdıktı ki, konuşmamıza gerek kalmıyordu. yaşadıklarımız, anılarımız, tanıdıklarımız, ağrılarımız, sancılarımız aynıydı, sonumuz da...
belli bir kültür ve terbiye ile büyütülmüş, maddi sıkıntı çekmemiş ama hep en çalışkan, en olgun, en terbiyeli olmak zorunda kalmış çocuklardık. çoğumuzun ailesi ya boşanmış ya da çocukları yani bizler yüzünden ayrılamadıkları için senelerce kavga gürültü birbirlerine katlanan ebeveynlerdi. birkaç gurbetçi dışında hep doktor, mühendis, öğretmen vb. mesleklere sahipti anne babalarımız. bize pahalı oyuncaklar alıp güzel okullarda okutmuşlardı. bizler de bir zamanların en iyi öğrencileri olmuş, zekâmızı, yeteneklerimizi ispatlamış, onların deyimiyle bir noktadan sonra kötü arkadaşlar falan yüzünden sapıtmıştık. hiç bir anne baba kendinde kusur aramıyor, hep aynı tekerlemeyi söylüyordu: "çalıştım, çabaladım, yemedim yedirdim, okusun, adam olsun diye elden geleni yaptım, bir dediğini iki etmedim ama şimdi onun bize yaptığına bak, vallahi yaşlandım, çöktüm, ölümüm bu çocuk yüzünden olacak, doktor, hastane her şeyi denedik gene başlıyor, gene kullanıyor..."
evet, gene kullanıyorduk! krizi kafamızı duvara vura vura atlatıyor, sonra kendimizi onca çirkinliğin ortasında çırılçıplak buluyorduk. biz de toplumdan herhangi biri olabilmek, onların ihtiyaçlarına ihtiyaç duymak, onların yaptıklarını yapmak, onların güldüklerine gülmek, ağlamak istiyorduk belki ama...
yine aynı senaryo... temizlenmiş, evime dönmüştüm. her şeye yeniden başlayacak, geçmişi unutacaktım. çetin'i, sıradışı evliliğimi, akinetonu, esrarı, hakan'ı, yaşanan o deli dolu günleri ve eroini unutacaktım.
ali kemal'in gözlerindeki kararlılığı hatırlıyorum...
gülay, soner, kayhan, ali kemal, garbis... hepsi beni bekliyor...
ne yapmam gerektiğini biliyorum...
evde yine hiç kimse yok. hiç olmadılar ki! küçükken, aslında bir prenses olduğumu, kral babamın iyi yetişmem için bana kocaman bir oyun oynadığını, çevremdeki herkesin oyuncu, her şeyin dekor olduğunu, sıradan bir insan gibi yetişirsem daha akıllı bir prenses olacağımı düşündükleri için bu saçma sapan şeyleri bana yaşattıklarını hayâl ederdim. değilmiş, hâlâ kimse gelip beni sarayıma götürmedi.
hayâl kurmak, çamaşır suyu içmek kadar zor!
yazacak bir şeyim de kalmadığına göre... evet, artık bitti, perde!
yaşamıma renk katan bir insandı!
İstediği tek yardım, H (eyç) alabilecek kadar paraydı. “Sana hastane ayarladım." “Hayır, ben para istiyorum. Lütfen gel!" Bir kez daha “hastane" demeye cüret edersem, telefon suratıma kapanırdı. O zaman parayı, “sinyal çekerek" (yollarda insanların önünü kesip, eve dönüş param yok gibi bahanelerle para dilenmek) bulurdu. Nasıl davranmam, ne demem gerektiğini hiçbir zaman bilemedim. Zekiydi. Belki de hayat, yeteneklerini kullanmasına fırsat vermemişti. Belki de hayalkırıklığını dışa vurmanın yolunu eroinde bulmuştu. Okumak için İstanbul’a geldiğinde özgürlüğün sınırlarını merak edip, ruhunu zincirleyen elbiseleri üzerinden yırta yırta atmıştı. Önüne çıkan her şeyi su gibi içmişti. Aşkı, seksi, içkiyi... İçtikçe susuzluğu artmış, içki hapı, hap esrarı getirmişti. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde okurken eroine alışmıştı. O eroine alışmıştı ve eroin de onun tüm alışkanlıklarını silip süpürmüştü. Eroin kıskançtı. Sahip olduğu kişiyi paylaşmaya dayanamazdı. Aile, arkadaş, okul, koca (O da klasik anlamda bir koca değildi. Esrar partilerinde tanıştığı kocayla telli duvaklı evlenmişti ama annesinin çeyiz diye ördüğü dantelleri aynı kocayla birlikte esrar parası için satmıştı) hepsi teker teker avuçlarından akıp gitmişti. İşsiz, güçsüz bir kadının eroine para yetiştirmesi kolay değildi. Ünsüz ressamlara nü pozlar vermekten, anaokullarında palyaçoluğa kadar her işi yapıp H parasını çıkarmıştı. Kanat üzerine dar gelen toplumun giydirdiği bütün elbiseleri yırtarak atmıştı. Ama bu kez de çırılçıplak kalıp üşümüştü. Son kalan ressam arkadaşı bir gece, “Ölmeye karar verdim. Sen benim eroinimi hazırla, damarımı bul, kapıyı çek git. Ben altın vuruşumu kendim yaparım" dediğinde söylediklerini aynen yapmıştı...
sabah vapurda yanımda oturan kız telefonda arkadaşına vitrinde gördüğü bi sweat shirt'ü anlatıyordu. ballandıra ballandıra bitiremedi. "rengi de müthişti. tam ölü fare rengi!" dedi. bittim yaaa.. bütün gün güldüm. farelerin ölünce rengi mi değişiyor??? süper tarif!!!
bi arkadaşımla dolmabahçeden aşağı doğru iniyorduk arabayla, bi kız çocuğu (kırmızı saçlıydı, resmen kırmızı) ve başında bi tülbent vardı, altından görünüyordu saçları... bize tükenmez kalem satmak istedi, okul masrafları için...arkadaşım eliyle kıza gitmesini söyledi, ve kız uzaklaştı. seke seke uzaklaştı ve iyice uzaklaştığında farkettim: bi elinde koltuk değneği vardı ve bi bacağı ötekine göre çok kısaydı. bombok oldum, ama kız hiç oralı olmadı. başka arabalara sarkan saçları sıfır numara -sanki az önce kazınmış- bi arkadaşıyla arabaları siper elerek saklambaç oynamaya başladı. o kız olmak istedim. kesin benden iyi durumdaydı. arkadaşım dedi ki : neyin var günce?
bir kalem alman gerekirdi .insan hayatı o kadr uzuz ki artık fazlada önemi yok gbi olduğundan oluo .ı think
alacaktım aslında ama herşey çok çabuk gelişti. evdeki tükenmez kalem ve selpak stokunu bağışlasam sokak çocuklarına okul açılır kesin...
|
|
istanbul11495 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
yeraltı edebiyatı5808 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
kedi sevenler3655 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
edebiyat2844 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
radiohead976 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
duman950 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
Pink Floyd930 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
boğaziçi158 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
rock7202 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
sinema6181 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |